Bir Başarı Hikayesi: Mehmet Karabilecen

A Klasmanı hakemlerimizin basketbol dışındaki hayatlarına ışık tuttuğumuz yazı serisinin bu haftaki konuğu Mehmet Karabilecen.

Basketbol ile eğitim hayatını birlikte yürütmek oldukça zorlu bir yol. Bunu başarmış bir isim Mehmet Karabilecen. Ankara Fen Lisesi sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin yolunu tuttu. Burada arkadaşı Ziya Özorhon’un da desteğiyle hakemliğe yöneldi ve bugünlere kadar gelmeyi başardı. Basketbola olan tutkusu onu bir an olsun bırakmadı ve hayat arkadaşı da bir basketbolcu oldu. Mehtap Karabilecen ile hayatını birleştiren Mehmet Karabilecen, hayatın her alanına zaman ayırmaya çalışıyor. İş yoğunluğu onun için engel değil.

Mehmet Karabilecen kimdir?

10 Haziran 1984 tarihinde Çorum’un Osmancık ilçesinde doğdum. Annem ve babam öğretmendi. Onların zamanında rotasyon denilen bir şey varmış. Ben doğduktan iki sene sonra Çorum’dan Denizli’ye tayinleri çıkıyor. İlkokul ve ortaokulu Denizli’de okudum. Lise için ailemden ayrıldım ve Ankara’ya gittim. 3 sene Ankara Fen Lisesi’nde okudum. TÜBİTAK’ın liseler arası proje yarışması vardı. Orada fizik dalında Türkiye üçüncüsü oldum. 2002 yılında da İTÜ’yü kazandım. Yine masterımı da İTÜ’de yaptım ve açık öğretimden bir üniversite daha bitirdim. 2003 yılının sonlarında üniversitedeyken tanışmıştım hakemlikle. 2011 yılından beri de A Klasmanı’nda görev alıyorum.


Basketbol hakemi olamaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Spora jimnastik ile başladım. Sonrasında basketbol ve satranç ile devam ettim. Basketbola ilkokul yıllarında başladım. O senelerde boyumun da uzun olmasıyla basketbola yönelmiştim. Bizim okulumuzda pota yoktu. Bahçenin yanında yer alan hamamın duvarına kare çizilirdi ve bu şekilde basketbol oynardık. Potayı ilk kez bir maçta gördüm. Oradan başlayan bir basketbol sevdası var. Denizli’de kulüp takımlarında oynadım ancak sonrasında Ankara’da okulumun yatılı olması nedeniyle takımdan ayrıldım. Üniversitede basketbola devam etmek istedim ve hakemlikle tanıştım. Ziya ile üniversitede tanıştık. Hakem kursunun açıldığını söylediler. Kursa giderken hakem olacağımı düşünerek gitmedim. Sadece görmek istedim. Mülakatı geçmeyi başardım.  Sonrasında klasmanları geçerek buralara kadar geldik.
Maçlara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Fiziksel olarak sürekli hazır olmak durumundayız. Antrenmanlarımızı bireysel olarak yapıyoruz. Kondisyonumu belirli bir seviyede tutmam gerekiyor. Haftada 3 gün spor salonuna giderek çalışıyorum. Atamalarımızı hafta başında alıyoruz. Hafta sonuna kadar kendimi mental olarak hazırlıyorum. Türkiye’deki ve Avrupa’daki maçları sürekli takip etmeye çalışıyorum. İzleyemediğim veya takip edemediğim bir takım varsa mutlaka o maçı indirip sonrasında izliyorum. Maçtan bir gün önce de yatmadan mutlaka maçı kafamda oynatırım.
Çok yoğun ve stresli bir işiniz var. Bize biraz işinizi anlatır mısınız?

Biz Ziya ile birlikte ortağız. Bir mühendislik firmamız var. Yangın algılama sistemleri, kamera sistemleri, kartlı geçiş sistemleri ve acil anons sistemlerini alışveriş merkezleri, yüksek katlı binalar ve üniversite kampüslerinde uyguluyoruz. Her yerde bir inşaat var. Bunları takip etmek zorundasınız. Hafta içi oldukça yoğun oluyoruz. Hafta sonu da maçlarımız var. Maçlar olmadığı zaman biraz daha rahatız tabii ki.


Basketbol hakemliği size neler kattı?

İlkinin statü olduğunu düşünüyorum. Sosyal çevre ve iş hayatınızdaki statünüzü çok daha olumlu şekilde etkiliyor. Mesela iş yemeklerinde yeni müşterilerim hakem olduğumu öğrenince bu sefer ilişki kurması gereken kişiden ilişki kurulması istenilen birine dönüşüyorsunuz. İnsanların ilgisini çekiyor ve soru yağmuru başlıyor. Resmiyet daha çabuk aşılıyor. Bizimki gibi rekabetçi ve insan ilişkilerinin önemli olduğu bir piyasada birkaç adım önde başlıyorsunuz. Ayrıca hakemlikte kazandığım soğukkanlılık ve objektif karar verebilme yetileri hayatınızın diğer kısımlarında da olumlu yönde kazanımlar getiriyor.
Mühendislik zor bir bölüm, okul ile birlikte hakemlik yapmak sizin için zor olmadı mı?

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde zorlu bir eğitimden geçtim. İçinizde basketbol sevdası olduğu zaman kopamıyorsunuz. Bir şekilde tutunmak zorundasınız. Bu sevda olduğu zaman bir şekilde iki işi bir arada götürebiliyorsunuz. Üniversite zamanında sabah derslerimize girer, akşam maçlarımızı yönetirdik.
Hakemlik kariyerinize dönüp baktığınızda, sizin için özel bir anı var mıdır?

2014 senesinde TBL ve TKBL final serilerinde yönettiğim Fenerbahçe – Galatasaray maçlarının yeri ve tecrübesi ayrıdır bende. Birde hakem kursu sonrasında hakemlik hayatımın ilk maçını söyleyebilirim. Bu maçta görev alacağımdan haberim yoktu ve maçı kaçırmıştım.
Basketboldan arta kalan zamanlarda nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Basketboldan arta kalan zamanlarda yine basketbol ile vakit geçiriyorum. Dediğim gibi Türkiye ve Avrupa liglerini mutlaka takip ediyorum. Benim pek televizyon kültürüm yok. Benim için televizyon sadece basketbol için var. İstediğim maç televizyonda yoksa internetten bulup mutlaka izliyorum.

Deniz akvaryumu ile ilgilendiğinizi biliyoruz. Bize biraz bundan bahseder misiniz?

8-9 ay önce akvaryum üzerine bir şeyler yapmak istedim. Şehir dışında maçlarım olduğu zaman köpeğimi petshopa bırakıyorum. Zaman geçtikçe petshopun sahibi ile iyi ilişkiler kurduk. Çok iyi insanlar, onların da bir akvaryum köşesi var. Her gittiğimde akvaryumu inceliyordum. Bu şekilde ilgi duymaya başladım. Onların da yardımıyla güzel bir akvaryum kurduk. İnsanlar genelde küçük bir akvaryum ile başlıyorlar. Biz biraz da işin heyecanıyla 700 litre kadar bir akvaryum kurduk. Oldukça zorlu bir süreç oldu. Akvaryum insanı inanılmaz rahatlatıyor. Zaman zaman ışıkları kapatıp karşısında kitap okuyorum.


Paşa adında bir köpeğiniz var. Onun hakkında neler söylemek istersiniz?

İnanılmaz kıskanç, bütün ilgi üzerinde olsun istiyor. İnsanları inanılmaz seviyor. Evimize hırsız girse birlikte oyun oynarlar. Çok eğitimli ve disiplinli bir köpek ama sevgiye dayanamıyor. Ben balıklarla uğraşırken anlıyor başka bir şeyle uğraştığımı, kafasını araya koyuyor. Akvaryumun üzerine çıkmaya çalışıyor. 2009 yılında 3 aylıkken aldık onu. Hiç aklımızda yokken karşımıza çıktı. Ne kadar tatlı diye düşünürken bir anda eşimin göğsüne kafasını koydu ve öyle kaldı. Biz eşimle göz göze geldik. O anda bir şey söylemeye gerek kalmadı. Çoğu şeyi zamanla öğrendik. Eğitimini de ben verdim. Çok akıllı bir köpek…
Tatillerinizi geçirdiğiniz belirli bir yer var mı? Yoksa sürekli yeni yerler mi keşfetmekten hoşlanırsınız?

Belirli bir yerde tatil yapan insanlar değiliz. Ne kadar çok yer görürsek bizim için o kadar iyi mantığındayız. Fırsat buldukça yurt dışına çıkarız. Zaten işle alakalı olsun, hakemlikle alakalı olsun sürekli seyahat halindeyiz. En ilginç olarak balayı için Zanzibar Adası’na gitmiştik. Oldukça keyifliydi.
Bir gün mutlaka gitmek istiyorum dediğiniz yer neresidir?

Küba, Arjantin ve Brezilya.
Eşiniz Mehtap Karabilecen Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nde oynuyordu. Bu sezon da Osmaniye Gençlik takımını tekrar üst ile çıkarmak için ter dökecek. Hakemlik kariyerinizde eşinizin maçını yönettiniz mi?

Eşimken yönetmedim. Daha önce bir hazırlık maçını yönetmiştim. Daha çok Erkekler Süper Lig maçlarında görev yapıyorum.


Son zamanlarda epey popüler olan büyükler için boyama kitapları ile ilgileniyorsunuz. Sizce insanlar bu hobiye nasıl yöneldi?

İnsanların boş zamanlarında streslerini atabilecek bir aktivite olduğu için bu alana yöneldiğini düşünüyorum. Ben sadece ofiste kafamı dağıtmak için kullanıyorum.
Bilgisayar oyunlarıyla aranız nasıl? Oyun oynamaktan hoşlanır mısınız?

Pek zamanım olmuyor ama bizim ofiste bir hobi odamız var. Şirkette 3 ortağız. Ziya Özorhon ve Taner bekar. Ben de eşim şehir dışında olduğu için bekar gibiyim. Bazen iş bittikten sonra aramızda Xbox’ta PES turnuvaları düzenliyoruz. Biz Ziya ile hayatı paylaşıyoruz. Üniversiteden beri arkadaşız. Hem hakemlikte hem işte birlikteyiz. Diğer ortağımız Taner’le firmamız öncesinde çalıştığımız son iki firmadan beri birlikteyiz. Sadece işi değil hayatı paylaşıyoruz.
Favori takımınız var mı peki?

Barcelona. Güçlüden yanayım biraz. Daha rahat hareket edebiliyorsunuz Barcelona ile. Mesela 2010 yılında da Chelsea favori takımımdı. Oyun gittikçe zorlaşınca Barcelona’ya geçtik…


En sevdiğiniz film?

Esaretin Bedeli ve Forrest Gump. Onun dışında Hababam Sınıfı serisi, herkes defalarca kez izlemiştir. Hala da denk geldikçe izliyoruz.
En sevdiğiniz aktör veya aktris?

Yerli olarak Şener Şen, her rolde oynayabilen bir isim. Yabancı olarak da Morgan Freeman.
En sevdiğiniz kitap?

Sherlock Holmes serisi çünkü polisiye romanlardan çok hoşlanıyorum.
En sevdiğiniz yemek?

Annemin nohutlu pilavı.
En sevdiğiniz dizi?

Game of Thrones. Şuanda da Band of Brothers’ı izliyorum. Dizileri bir anda bitirmek istiyorum. Onun için bitmiş dizileri daha çok tercih ediyorum.
En çok dinlediğiniz müzik türü ve sanatçılar?

Türk Sanat Müziği. Aslında her türlü müziği dinlemeyi seviyorum. Hepsinin bende yeri var ama Türk Sanat Müziği benim için çok ayrı bir noktada. En çok dinlediğim sanatçı da Zeki Müren.
En büyük şansınız?

Ailem ve eşim.

Röportaj: İbrahim Kalkan – TBF Medya
Fotoğraflar: Fehmi Özgüler – TBF Medya