Hayatın Hakkını Vererek Yaşamak: Sinan İşgüder

A Klasmanı hakemlerimizin basketbol dışındaki hayatlarına ışık tuttuğumuz yazı serisinin bu haftaki konuğu Sinan İşgüder.

Sinan İşgüder ile samimi bir diyalog kurduktan çok kısa süre sonra hayatı nasıl dolu dolu yaşamayı sevdiğini anlıyor ve bu arzuyu nasıl sakin bir enerjiyle başardığına şaşırıyorsunuz. Çizgi romanlardan teknolojiye uzanan pek çok alanda kendini geliştiren ve ilgisini hobinin ötesine taşımayı başarabilen İşgüder, yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman olacağımız bilinciyle hayatı kucaklıyor.

Madalyalı bir su topu ve masa tenisi sporcusu, yüzlerce sayıdan oluşan bir çizgi roman arşivinin sahibi, bilim ve teknoloji konusunda kendini geliştiren bir entelektüel, lisanslı bir şekilde triatlon yapmayı sürdüren bir spor aşığı, araba uzmanı, kodlama projeleri ödüller almış bir bilişimci ve A Klasmanı bir basketbol hakemi. Altunizade Volvo şubesinde Satış Müdürü olarak görev yapan İşgüder, 2012 yılında şirketin En İyi Yetkili Satıcı ödülüne layık görüldü.

Göreceğiniz gibi Sinan İşgüder hayatı ve el attığı konuları, yapabileceği en iyi şekilde ve daha da önemlisi layığı ile yapmaya çalışıyor. Hayatın hakkını vererek yaşıyor. Beklemek veya üşenmek yerine harekete geçiyor ve kalbinden geçeni yapıyor. Basketbolda birden fazla pozisyonda oynayabilen, birden çok işi çok iyi yapabilen oyuncular vardır: Magic Johnson, Hidayet Türkoğlu, Lamar Odom gibi… Sinan İşgüder işte hayatı böyle yaşıyor.

Sinan İşgüder kimdir?
Sinan İşgüder 25 Eylül 1984 tarihinde İzmir’de dünyaya geldi. İzmir Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Lisans eğitimini 2002-2007 yılları arasında Ege Üniversitesi’nde İşletme üzerine aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme Bilişim Sistemleri üzerine yüksek lisans yaptı.

11-17 yaşları arasında su topu ve masa tenisi sporları ile profesyonel düzeyde ilgilendi. Yüzme ve masa tenisinde çeşitli madalyalar kazandı. Spor ile ilgili olan derin ilişkisini 2002 Eylül ayında Ufuk Akyüz ve Tarkan Tuser’in açtığı Basketbol Aday Hakem Kursu’nu bitirerek yeni bir boyuta taşıdı. 2004-05 sezonunda C Klasmanında, 2005-2009 yılları arasında B Klasmanında görev yaptı. 2009-10 sezonundan beri A Klasmanında düdük çalıyor.

Bugün sporcu olarak çalışmalarına da devam eden ve tiratlon ile ilgilenen İşgüder’in profesyonel mesleği otomotiv sektörü üzerine. Sinan İşgüder 2012 yılından bu yana Altunizade Volvo şubesinde Satış Müdürü olarak çalışıyor.

Hakemliğe nasıl başladınız?
Spor ile çok yakın bir ilişkim vardı. Dört sene masa tenisi oynamıştım, çeşitli madalyalar da aldım. Dört sene de su topu oynadım. Aktif sporculuğu bıraktığımda, sporun içinde kalmak istedim. Babam beni basketbol hakemliğine yönlendiren kişi oldu. Babam Osman İşgüder eski bir milli voleybolcu. Babam bizim sporla olan ilişkimizi hep ‘Önce kaybedeni alkışla, sonra kazananı’ felsefesiyle kurdu. Babamın yönlendirmesine ben de sıcak baktım. Üniversite eğitimi ve sonrasında hayatımda sporun yer almasını istiyordum. Basketbolla da çok ilgiliydim zaten.

Masa tenisi ve su topu ile profesyonel düzeyde ilgilenmişsiniz. Hakemliğe başlamanız sonrası ‘Keşke basketbolu da bu düzeyde oynasaydım?’ dediğiniz oldu mu?
Herhalde ben o kadar başarılı bir basketbol oyuncusu olamazdım. Okul takımında 2-3 numara oynadım. Karşıyaka ve Göztepe ile idmanlara da çıktım. Devam etmem konusunda telkin edenler de oldu ama okuluma çok uzak kalacaktı.

Üç disiplinine de hakim birisi olarak sizce hangi sporun hakemlerinin işi daha zor?
Kesinlikle basketbol hakemliği. Basketbolda bir hakemin çok dar bir alan içinde çok sayıda oyuncunun hareketlerini takip etmesi gerekiyor. Çok fazla sayıda hareket gerçekleşiyor. Futbol hakemleri kadar mesafe kat edilmiyor ama daha sıkışık bir alanda daha yüksek nabızda bir oyunun kontrol edilmesi gerekiyor. Masa tenisi hakemliği zaten çok stresli değil. Su topu çok sert bir spordur ve çok ciddi sakatlıklar yaşanır ama hakemlerin su altını kontrol etmesi mümkün değildir. Su üstünde yaşananlara göre kararını verir. Basketbol hakemliği bu bakımdan çok daha zor.

Maçlara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Maç bilgisi bize ulaştıktan sonra kabaca bir hafta hazırlanmak için zamanımız oluyor. Şu anda aktif olarak triatlon yapıyorum. Maç hazırlığına girdiğimde, tiratlon programımı buna göre değiştiriyorum. Mutlaka son maçlarını izliyorum. Nadiren iki tane maçlarını izlediğimde de olur. Maçtan iki gün önce antrenmanı kesiyorum. Vücudun depoladığı enerjiyi ortaya koymak için en doğru zaman aralığı bu.

Maçtan sonra o maçın stresini veya yorgunluğunu nasıl atıyorsunuz?
Maçın verdiği adrenalinle o gece zor uyuyorum. Maçın skoru, kazananı, sonucu hiç fark etmez, o adrenalin gece beni pek uyutmaz. Televizyon verdiğinde maçı kaydediyorum, eve döndüğümde maçı izliyorum. Maçtan hemen sonra ailemle de konuşur, onların da fikirlerini alırım. Onların beni maç yönetirken televizyon izlemesi benim için ayrı bir gurur kaynağı.

Basketbol hakemliği kariyerinize dönüp baktığınızda, sizin için özel bir anı var mıdır?
Kariyerim açısından benim için en özel anım, 2015 BSL Final Serisi’nde yönettiğim iki maçtı. Kariyerim açısında o iki maç çok önemli aşamalardı.

Hakemlik sayesinde Türkiye’nin çok güzel yerlerini görme, çok güzel insanlarla tanışma fırsatım oldu. Gençler Türkiye Şampiyonası için Diyarbakır’a gittiğimde, Suriçi’ni gezerken insanlar beni durdurup ‘Sen belli ki misafirsin, yemek yedin mi?’ diyerek misafir etmeye çalıştı. İnsanlar sokakta durdurup bir şey ihtiyacımız olup olmadığını, kalacak yerimiz olup olmadığını sordu. Çok güzel insanlarla orada hakemlik sayesinde tanıştım.

Hakem dünyasından en sık görüştüğünüz kişiler kimler?
Ziya Özorhon, Mehmet Karabilecen ve Serhat Büker ile sık sık görüşürüm. Hatta Ziya ile geçen hafta dalmaya gittim.

Basketbol hakemliğinin size kattığı en önemli artılar ne oldu?
Basketbol hakemliğinin bana yaptığım işte büyük katkıları oldu. Hakemlikte soğukkanlılık kazanıyorsunuz. İyi veya kötü bir karar vermek zorundasınız. Bu, size hızlı karar verme yeteneği kazandırıyor. İş hayatında bunun çok büyük faydasını gördüm. Benim yaptığım işin perakende yönü çok yoğun. Dövizdeki dalgalanmanın, ekonomik kararların en çok etkilendiği sektörlerden biri otomotiv piyasasıdır. İnsanlar ilk önce otomotiv alışverişini bir kenara bırakırlar. Kampanya başlangıcı, müşteri takibi gibi aksiyonlar almamız gerekir. Hakemliğin bana kazandırdığı soğukkanlılık ve hızlı düşünme yeteneği, profesyonel kariyerimin de ilerlemesini sağladı.

Profesyonel mesleğinize gelecek olursak… Otomobil galerisi işletiyorsunuz. Ciddi anlamda ticari boyutu olan riskli bir iş. Hakemlik yapmanız, bu işi ihmal etmenize sebep oldu mu?
Bağlı bulunduğum Volcar, Arkas Holding’e bağlı bir kurum. Arkas Holding Türkiye’nin en büyük 10 holdinginden biri ve spor ile bağları çok güçlü bir aile tarafından yönetiliyor. Voleybol branşında Arkas Spor bu holdingin takımı. Holdingin başında yer alan Lucien Arkas spora oldukça meraklı. Arkas News isimli kurumsal dergimizde benim basketbol hakemliği yapmamla ilgili bir yazı çıkınca, Genel Müdürüm ve yöneticimden bana kolaylık sağlamalarını istemiş. Ben Cumartesi maça gittiğimde sorun olmuyor ama ben profesyonelliğim gereği o durumda Pazar günü de çalışıyorum. Çünkü Satış Müdürü olarak benim altı gün burada bulunmam gerekiyor.

Boş vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında çok boş vaktim olmuyor. Şu anda triatlon yapıyorum. Sporcu olarak zaman ayırdığım bir sporun hayatımda olmasını seviyorum. Lisanslı yapıyorum ama hobi düzeyinde tutmaya çalışıyorum. Triatlonun amacı sporcunun kendini geçmesi. Bir takım sporu değil. Kendinizi geliştirmenize yönelik bir spor. Mottosu ‘Önemli olan bitirmektir.’ Iron Men yarışlarını birinci bitiren herkes ‘Bana değil, sonuncuya saygı duyun’ der. Çünkü birinci o işkenceyi 5 saat çekmişse, sonuncu 12 saat çekmiştir.

Araba satışının doğrudan içinde yer alan birisi olarak size soralım… Araba satın alanların ilk dikkat etmesi gereken şey nedir?
Güvenlik. Araba insanların en özel ama en pis kullandığı alanlardan birisidir. Evinize ayakkabıyla girmezsiniz. Yabancıların evinize ayakkabıyla girmesine izin vermezsiniz. Evinizin depreme dayanıklı olmasını istersiniz. Otomobil canınızı emanet ederek seyahat ettiğiniz bir araç. Benden araba konusunda tavsiye isteyenlere her zaman güvenliği ön plana almalarını söylerim.

Araba teknolojisiyle ilgili bir sonraki en heyecan verici teknoloji ne?
Elektrik ve hibrid teknolojisi. Türkiye’de henüz yaygın bir altyapısı yok ama uzun zamandır dünya çapında kabul gören ve her geçen gün daha fazla ilgi gören bir teknoloji. Daha çevreci ve daha güvenli. Türk insanının kolay kabul edebileceği bir teknoloji mi derseniz… Buraya gelen çoğu kişiden aldığımız ilk sorular ‘Bu arada kaç beygir?’ veya ‘Bu arabayla maksimum ne kadar hız yapabilirim?’ Böyle araba alan insanlar, elektrik teknolojisine sıcak bakmıyorlar.

Müşterilerinizden aldığınız en ilginç istekler neler oluyor?
Türk insanının bir hediye kültürü var. Araba alırken, yanında mutlaka ekstra hediyeler bekliyorlar. Bazı aksesuarları satın almayı isteyip istemedikleriniz sorduğumuzda, hediye etmemiz gerektiğini söylüyorlar.

“Sen bu arabayı bana kar almadan sat, ben sana üç müşteri getireceğim,” diyenler de var. Aramızda en çok güldüğümüz anektod şudur: “Bu araba 90 bin lira.” – “Bize de mi 90?” Yani arabanın fiyatı bu, niye bir müşteri için daha az olmalı ki?

İşinizle ilgili ilginç anılarınız var mı?
Volvo üst düzey bir marka olduğu için, çok fazla ünlü insanla, önemli insanla tanışma imkânı buldum. Araba alışverişi, insanların çok önem verdiği bir etkileşim ve arabayı satın alırken muhatap oldukları yetkili ile uzun süreli iletişim kurmak istiyorlar. Bu iş sayesinde çok güzel dostluklara sahip oldum.

Gençken NBA’i çok yakından takip ediyordunuz. O günlerde NBA ilgisini başlatan ne oldu?
Michael Jordan efsanesi. Ama benim garip bir durumum vardı. Türk insanı ezilenin yanındadır ya… Ben de Utah Jazz’i tutardım. Ama babam Amerika’ya gittiğinde de Jordan’ın formasını istiyordum. Sabah dörtte maç izlemek için kalkar, 7’de maç bittikten sonra Alsancak’taki sahaya gidip arkadaşlarımla basket oynardık. Arkadaş grubu olarak her maçı izlerdik.

NBA kahramanınız Michael Jordan’dı o zaman…
Aslında en sevdiğim oyuncu Dirk Nowitzki ama bir karakter olarak Michael Jordan çok özel bir insan. Onun ‘Kaybede kaybede kaybetmemeyi öğrendim,’ lafı beni çok etkilemiştir. Bizim işimizde de çok hata olur. Ama ben ‘Hataya teşvik etmezseniz, doğruyu bulamazsınız,” diye düşünürüm. İnsanlar hata yapacaklar ki onların yöneticisi olarak ben düzelteceğim. Ben bunun için buradayım.

Bir de Naumoski var tabii ki… Çok sevdiğim bir sporcudur. Halen Youtube’dan açıp videolarını, maçlarını izlerim. Çok akıllı bir oyuncuydu.

Bir NBA maçını salonda izleme fırsatınız oldu mu?
En büyük hayalimdir. Staples Center’da Los Angeles Lakers’ı izlemeyi özellikle çok isterim. Bir süredir pek iyi gitmiyorlar ama Lakers çok büyük bir marka ve o markayı kendi salonunda izlemeyi çok isterim.

Çizgi romanlara da büyük bir ilginiz var, değil mi?
Çocukluğuma dayanan geniş bir çizgi roman koleksiyonum var. Superman, Spider Man gibi süper kahramanların sayılarını arşivliyorum. Çocukluktan beri sürdürdüğüm bir hobi. Bugün de aynı zamanda filmlerini izliyorum tabii ki.

Favori süper kahramanınız?
Spider Man. Ezilenin yanında olma dürtüsü bana en çok Spider Man’i sevdirdi. Bir de şu var. Çocukken düşündüğümde Spider Man’in aslında bir insan olması, ve sonradan süper kahramana dönüşmesi beni çekti. Superman veya Thor olamazsınız, öyle doğmanız gerekir. Ama örümcek ısırdığında, Spider Man olabilirsiniz.

Hangi süper gücünüzün olmasını isterdiniz?
Uçmak. Uçabilseydim, ilk gideceğim yer New York olurdu. New York’u gören arkadaşlarım, sokaklarda yürümenin bile başka bir keyif olduğunu söylüyorlar. Benim de yapacağım bu olurdu. O ambiyansı yaşamak için, havasını solumak için sakince sokakta yürürdüm.

Batıl inancınız var mıdır?
Hiç yoktur. Ben analitik düşünmeye çalışan, matematiksel biriyim. Batıl inanç gibi şeylere hiç inanmam. Batıl inancın mistik inanışlardan geldiğine inanıyorum.

Batıl inanç nedeniyle müşterilerinizle aranızda ilginç diyaloglar yaşanıyor mu?
Tabii ki… En bariz örneği kırmızı arabalar. İnsanlar nazar değeceğini düşündükleri için kırmızı araba almıyorlar. İşin ilginç yanı Türkiye’de en çok kazaya karışan araba rengi kırmızı. Ama bunun nazar ile bir alakası yok. Kırmızı renk, insanın dikkatini kendisine çeken bir renktir. Birçok fast-food markasının baskın şekilde kırmızı kullanmasının sebebi de budur. Türkiye’de kırmızı rengin bu özelliği nedeniyle, o renk arabalar daha fazla kazaya karışıyor.

En sevdiğiniz film?
İki film söyleyebilirim. Birincisi Forrest Gump. Masa tenisi oynadığım için de yakınlık kuruyor olabilirim. Aynı zamanda engellilere karşı bir zaafım olması da etkilidir. Bir diğeri de Interstellar. Michael Kane’i de çok beğenirim ama Christopher Nolan şu anda beni hiç hayal kırıklığına uğratmamış bir yönetmen. Çok orijinal fikirleri çok orijinal bir şekilde sinemaya aktarıyor.

Arabalara da meraklı olduğunuza göre… En sevdiğiniz araba sahnesi?
Hızlı ve Öfkeli diyeceğimi sanıyorsunuz belki ama dürüst olmak gerekirse o seriden hiçbir filmi izlemedim. The Rock filmindeki araba takip sahnesi favorim. Bir de tabii ki Transformers’ı severim. En sevdiğim Transformer da Bumblebee. Konuşamayıp bu kadar esprili olması hoşuma gidiyor.

En sevdiğiniz aktör?
Michael Kane. En çok Prestige filmini severim. Bir de Jude Law ile oynadığı Sleuth filmini çok beğenirim.

En sevdiğiniz kitap?
Dan Brown’ı çok beğenirim, o yüzden Dijital Kale. Polisiye hikayeleri çok severim. Dan Brown’ın kitaplarındaki bulmaca çözme akışı beni çok etkiliyor.

En sevdiğiniz yemek?
Mantar. Mantar’ı sadece yemek olmasının ötesinde, başka bir yemeğin parçası olarak da çok seviyorum. İçinde mantar olan her şeyi çok severim. Mantar koyun, kereviz bile yerim (gülüyor)

En sevdiğiniz dizi?
Bitti ama Fringe’i çok seviyordum. Türk dizileri arasında Ezel’i çok beğeniyordum. Standartları çok yüksekteydi. Şu anda Daredevil izliyorum.

En sevdiğiniz grup?
Çoğunlukla alternatif rock dinlerim. Linkin Park ve Mor ve Ötesi en sevdiğim gruplar. Linkin Park’ın Hybrid Theory albümü favorim.

Nişanlınızın sizde en sevmediği özelliğiniz?
Dün bu röportaj için bunu sordum ama bir şey bulamadı. (gülüyor) Aslında biz birbirimizi dengeleyen bir çiftiz. Ben hızlı karar veren birisiyim, o ise daha araştırmacı ve detaycı. Beni o konuda dizginler ama aceleci olmamdan şikayetçidir.

 haber: tbf